Her stres unsurunu olumsuz olarak etiketlememize sebep olan bazı popüler söylemler var:
- Bir şey sana iyi hissettirmiyorsa onu yapmaya devam etme.
- Bir kişi seni mutlu etmiyorsa onu hayatından çıkar.
- Hayatımda bundan sonra sadece iyi hissettiren şeylere izin veriyorum.
Ancak bu mottolar gerçeklikle çok da uyuşmaz. Özellikle bu "iyi hissetmeme" halinin sebeplerini araştırmadan sadece "ortadan kaldırma"ya yönelik yaptığımız eylemler, bizi "öğrenme" dediğimiz çok önemli bir fonksiyondan yoksun bırakabilir. Bir kişi seni mutlu etmiyorsa, belki bu durum onunla değil, seninle ilgilidir. Bir şeyi yapma düşüncesi sana iyi hissettirmiyorsa, belki korkun isteğinin önüne geçiyordur. Bazen tüm bunları öğrenmek için "kalmamız" gerekir. Stresli ortamda, yeni ve yabancı olanla, hafif kaygı uyandıranla, şimdiye kadar üstesinden gelmeyi denemediğimizle...
Tabii çok önemli bir farkla:
Her stres unsuru bizi geliştirmez. Bazıları oldukça yıkıcı ve yaralayıcıdır. Özellikle çocukluk yıllarında bu stres unsurlarına karşı çok daha kırılgan oluruz ve bu unsurlar bizde derin izler bırakabilir. "Olumsuz Çocukluk Deneyimleri" olarak adlandırılan bu durumlardan bazılarını yazının sonunda bulabilirsiniz.
Olumsuz Çocukluk Deneyimleri anketi için kaynak: Donna Nakazawa - Kesintiye Uğrayan Çocukluk
Popüler söylemler çoğu zaman, bize iyi hissettiren şeylerin peşinden koşmamız gerektiğini, kötü hissettiren şeylerdense koşarak kaçmamız,uzaklaşmamız, bunları hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini öğütler.
Bu söylemlere ne kadar kapılırsak kapılalım hayatın matematiği çoğu zaman bu şekilde işlemez. Hayatta her zaman belli stres faktörleri olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Stresten, sıkıntıdan, nahoş olandan kaçma-uzaklaşma hali sıklıkla sadece gerçekle yüzleşmeyi ertelemeye dönüşür ve kişinin duygusal anlamda olgunlaşmasını, kendi kendini yatıştırma becerisini geliştirmesini, psikolojik sağlamlığını geliştirmesini engeller.
Kaçma-uzaklaşma stratejileri genellikle masum görünse de içlerinde bazı gizli mesajlar saklıdır:
- “Bu şeyle başa çıkamam.”
- “Bu şeyle başa çıkmak için hazırlıklı değilim.”
- “Bu şeyle başa çıkacak kadar dayanıklı değilim.”
- “Her şey daha kötüye gidebilir ve bunun etkilerinden korunmak için ondan uzaklaşmaktan başka çarem yok.”
Elbette bizi öldürmeyen her şey bizi güçlendirmez. Özellikle çocukluk döneminde yoğun bir biçimde olumsuz yaşantılara maruz kalmak kronik stresle sonuçlanabilir ve bu da kişinin devamlı stres hormonları üretmesine, beyninde belirli hasarlar oluşmasına, bu sebeple de kişinin bazı bedensel ve zihinsel hastalıklara daha meyilli olmasına sebebiyet verebilir.
Zihin ve beden sağlığımız için oldukça riskli olan kronik strese neden olabilen bazı olumsuz çocukluk yaşantıları şunlardır:
Bir ebeveynin ya da ev halkından birinin sıklıkla;
- çocuğa küfür etmesi, onu küçümsemesi,
- fiziksel şiddet uygulaması,
- çocuğun bedenine cinsel anlamda dokunması,
- çocuğa sevilmeye değer olmadığını, özel olmadığını ima etmesi ya da söylemesi,
- çocuğa kirli giysiler giydirmesi, yetersiz gıda vermesi...
Ev halkından birinin;
- hapse girmesi,
- psikolojik rahatsızlığa sahip olması ya da intihara teşebbüs etmesi,
- alkolik olması, uyuşturucu kullanması...