Dünya, hiçbir zaman şimdiki kadar kalabalık bir yer olmadı. Ve yalnızlık, muhtemelen hiç bu kadar fazla yer kaplamadı.
Çok fazla konuşma olsa da, birbirine temas eden sözlerin yokluğunu çekiyor haldeyiz. Çok fazla iletişim aracı olsa da, anlaşılmadığımız hissinden bir türlü kurtulamıyoruz.
Eskiden bir oyun vardı, hatırlarsınız, Pac-Man. Pac-Man devamlı obur bir iştahla her şeyi yiyordu ama hiçbir zaman büyümüyordu.
Odaklandığı tek şey vardı: Yemek ve ölmemek.
Günümüz insanı da aynı Pac-Man gibi, bireyselleştikçe bireyselleşti. Sadece kendi yemeğine, kendi söyleyeceğine, kendi başarısına, kendi parasına odaklanmaya başladı. Kollektif bir fayda güdüyormuş gibi görünen eylemleri bile aslında bireysel başarısına katkı sağlasın, “reklamını yapsın” diye kullandığı bir meta haline dönüştürdü. Gerçek, ahlaklı, yarar güden, ötekini “gerçekten” davet eden çok az kişi kaldı.
Bu yalnızlaşma, bireysel bir yalnızlaşma değil. Küresel bir yalnızlaşma. Ve bu kadar yalnızlaşırken, ruh sağlığı üzerine konuşacak çok daha fazla şeyimiz olacak.
Konu üzerine ileri okuma yapmak isterseniz, Johann Hari-Kaybolan Bağlar kitabını yürekten öneririm.