Hayatımızda ne kadar “öğrenilmiş” sıralamalar var, değil mi?
“Önce 30’lu yaşlarına gel, sonra kendi işini kurarsın.”
“Önce finansal olarak sabit bir noktaya ulaş, sonra gezersin.”
“Önce kendini garantiye al, sonra istifa edersin.”
Elbette bazı sıralamalar kullanışlı, işe yarar, akla yatkındır. Ve elbette pervasızca, sorumsuzca, düşünmeden atılan adımları, verilen kararları desteklemek değil amacım. Ama bu sebeplerle kendimize koyduğumuz bazı sınırların da, yaşamla pek de uyuşmadığını kabul etmemiz gerek.
Öğrenilmiş sıralamalarla gittiğimizde, hep benzer yerlere bakıyoruz.
Aynı ressama,
aynı resimlere,
Hep aynı.
Hep aynı.
Aynı=kötü değil elbette, ama “aynı” işte.
Zihnimizdeki öğrenilmiş sıralamalar yüzünden, henüz sırası gelmediği için, aslında yapabileceğimiz halde yapmadığımız ne çok şey var halbuki.
Mesela benim,
En çok gezdiğim zamanlar, en az kazandığım zamanlardı,
En atılgan olduğum zamanlar, en toy olduğum zamanlardı,
En büyük riskleri aldığım zamanlar, en güvencesiz olduğum zamanlardı.
Çünkü yaşam, onu içine sıkıştırdığımız sıralamalara göre ilerlemeyebilir.
Biz, belirli bir düzende akacak diye beklerken, o hızlıca kayıp gidebilir.
Biz “Ya güzel olmazsa?” diye endişelenirken, duvarlarımız resimsiz, öylece çıplak kalabilir.