Kişisel gelişimcilerin çok sevdiği bir motto var:
“Sana iyi gelmeyenden uzaklaş!”
Bu söylemde beni rahatsız eden bir şeyler var.
Elbette kötü muameleye uğradığımız, ihmal edildiğimiz, manipüle edildiğimiz, mizacımıza, hayata bakışımıza, değerlerimize uymayan kişilerden ya da yerlerden uzaklaşmak mantıklıdır. Ancak şu an kişisel gelişim mottoları, bunun çok daha ötesinde, “nahoş” olan her şeyi dışlayıp “haz ve keyif veren” her şeyi içeri davet etme eğilimde.
Peki sizce hayatımızı gerçekten böyle bir yere sıkıştırabilir miyiz?
Psikoterapide sıklıkla çalıştığımız konulardan birisi de, zihnimizin uçlarda düşünme eğilimidir. Hayattaki birçok şeyi “iyi - “kötü” ya da “siyah” - “beyaz” gibi tam zıttı yerlere sürüklemek oldukça sık rastlanan bir durumdur. Bu, aslında zihnimizin enerjiden tasarruf etmek için uyguladığı yöntemlerden birisidir. Bunu yaparak kısa yoldan hayatımızdaki pek çok şeyi ait oldukları kutulara koymak ve hayatı daha öngörülebilir, daha tahmin edilebilir kılmaktır amaç. Ancak bu davranış, aslında hayattaki pek çok fırsatı da kaçırmamıza, yaşama dair alanlarımızı küçültmemize ve oldukça dar bir alanda güvenli(!) bir şekilde yaşamamıza neden olur. “Kötü” diye etiketlediğimiz ve bu yüzden hemen uzaklaştığımız şey, belki de bu fırsatlardan birisidir. Çünkü düşündüğümüzün aksine, hayat çoğu zaman ne siyah ne de beyazdır. Hayat, ikisi arasındaki tüm renklerdir.
Uzaklaşmak, bazı bağlamlarda aslında bir kaçınma davranışıdır. Yani sorun oradadır, ancak uzaklaşarak adeta problem orada değil-miş gibi davranıyoruzdur. Kaçınma davranışlarının hiçbiri (örn: kendini devamlı meşgul etmek, aşırı yemek yemek, aşırı tv izlemek, aşırı gezmek, alkol&uyuştucu kullanımı...) problemi çözmeye yönelik değil, problem yokmuş gibi davranmaya yöneliktir. Burada kişi eğer duygusal ve zihinsel anlamda olgunlaşmak, gelişmek, büyümek istiyorsa, bu durumlardan uzaklaşmak değil, bu durumlara temas etmek zorundadır. Ancak temas ederek kendisiyle yüzleşebilir ve sorunlara farklı bir şekilde bakmayı öğrenebilir.
Kaçıngan bağlanma stiline sahip olan kişiler, başkalarıyla yakınlık kurmakta, ilişkilere yatırım yapmakta zorlanabilirler. Yakınlık kurmak onlarda sanki tehdit altındalarmış, işgal ediliyorlarmış gibi bir duygu uyandırabilir. Dolayısıyla bu “yakınlık” deneyimleri onlara ilk etapta iyi gelmez, iyi hissettirmez. “Sana iyi gelmeyenden uzaklaş.” söylemi bu kişilerin hali hazırda var olan problemlerini akla/mantığa uygun hale getirmekten, problemi beslemekten başka işe yaramaz. Kendilerini daha izole, daha yalnız bir noktaya sürükleyebilirler.
Yani aslında, "iyi gelmeyen” diye nitelendirdiğimiz şeyler aslında uzun vadede bizim iyiliğimize, gelişimimize hizmet eden şeyler olabilir. Örneğin egzersiz yapmak başlarda canımızı çok acıtır, ama devam edersek eğer bizi daha sağlıklı kılar. Ve hayatta pek çok şey, aslında bu örnekteki gibidir. Bize kötü gelmesinin sebebi, ona aşina ve alışık olmamamızdır.