Küllerimizden yeniden doğan anka kuşları olmamız gerekmiyor her zaman kayıplarımızın ardından.
Duygularımız, en çok ifade bulduklarında ve anlaşıldıklarında sakinleşiyor. Alelacele geçiştirildiklerinde, hemencecik güçlü rolüne büründüğümüzde değil; gerçekten görüldüklerinde sarıp sarmalanıyor.
Dilerim kayıplarımızın ardından yaşadığımız tüm duygulara cesaretle kucak açabiliriz.
Hayatta olduğumuz ve yaş aldığımız sürece kaybetmeyi deneyimleyeceğiz.
Kayıp, sadece ölümle ilişkili bir kavram değil. İlişki kurduğumuz herhangi bir kişi, yer, durum, dönem vb. ile aramıza girmiş mesafe, yani onu artık 'geride bırakma' hâli de aslında kayıptır.
Örneğin, ergenliğe girmiş birisi artık çocukluk bedenini kaybeder. Taşınan birisi eski evini ve düzenini kaybeder. Okul hayatı sonlanan birisi öğrencilik dönemini kaybeder.
Kayıplar bambaşka olabileceği gibi kayıp sonrası yaşanan duygular da bambaşka olabilir. Kimisi kaybın ardından yas, kafa karışıklığı, öfke, hüzün gibi duygular yaşarken kimisi kaybın ardından mutlu, neşeli, heyecanlı da olabilir. Kimisi tüm bu duyguları iç içe de yaşayabilir.
Kaybın, kayıp sonrası yasın herkes için farklı şekillerde deneyimlenebileceğini anlamak önemlidir.
Kayıp sonrası dönemlerde başkalarının desteğinin yanında kendimize uzatacağımız el de çok kıymetli. Değişimlere, kayıplara, vedalara daha çabuk adapte olmak için duygularımızı görmezden gelmek ve ötelemek kaybın temelde daha yıkıcı olmasına yol açabilir.