Her acı, bağıra çağıra yaşanmıyor. Bazı kişiler acı çekerken, bunu kendi köşesinde sessiz sedasız halletmeye çalışıyor.
Özellikle, yardım görebileceğine dair inancı olmayanlar, kimseye yük olmak istemeyenler, çocukken yalnız bırakılmış olanlar, duygusal yakınlık görmemiş olanlar, yanlarındakilerin de bir gün onları bırakacağına dair yüksek bir inancı olanlar, acı çekmenin çok daha sessiz bir halini çoktan keşfetmiş oluyorlar.
Duygusal yoksunluk şeması, tam da bu sebeplerden çok daha derinlerde ve kendini belli etmeden uzun yıllar varlığını sürdürebilir.
Diğer şemalar genellikle kötü bir şeyin varlığıyla (eleştiri, terk edilme, şiddet) ilgilidir. Duygusal yoksunluk ise bir şeyin yokluğuyla ilgilidir. Sevginin, ilginin, korunmanın veya anlaşıldığını hissetmenin eksikliğidir.
Ortada somut bir “travma” olmayınca, kişi neden bu kadar mutsuz veya yalnız hissettiğini anlamlandıramaz. “Her şeyim var ama neden içimdeki bu boşluk dolmuyor?” sorusuyla boğuşur.
Bu şemanın en acı tarafı, kişinin ihtiyaçlarını dile getirememesidir.
İçten içe birinin gelip sizi sarmasını, “Neyin var?” demesini istersiniz ama bunu asla söylemezsiniz.
Çünkü zaten çocukluktan itibaren “istesen de alamayacağın” kodlanmıştır. Bu da dışarıdan bakıldığında “çok güçlü, kimseye ihtiyacı yok” gibi görünmenize ama içeride duygusal olarak tükenmenize yol açabilir.