Haz, yaşadığımız anlık tatmin hissidir.
Alışveriş yaptığımızda, çikolata yediğimizde, sosyal medyada bir “like” aldığımızda elde ettiğimiz şeydir.
Beyin, haz alabileceği şeyin devamlılığını talep eder. Çünkü bir önceki deneyim, salgılanan dopamin sayesinde kişiye “ödül” gibi gelmiştir. Dozu her seferinde biraz daha arttırarak aynı ödüllendirilmiştik hissini yeniden elde etmeye çalışır. Bunu elde edene kadar da insanın yakasını kolay kolay bırakmaz. Buna da “yoksunluk” denir.
Bir düşünün, hayatınızda çok kolaylıkla elde ettiğiniz hangi haz nesneleri var? Saniyeler içinde içine girdiğimiz sosyal medya, saniyeler içinde alışveriş yapabildiğimiz birçok site, saniyeler içinde canımızın çektiği yemeği sipariş edebileceğimiz birçok olanak.
Haz nesneleriyle çevrili bir haldeyiz. Ancak şöyle bir paradoks var: Aldığımız kısa süreli hazların çoğu, bizi kendinden ya da hayatından daha memnun, daha mutlu, daha doyumlu bir insan haline getirmiyor.
Bu elbette kendimizi tüm tüketim nesnelerinden ve hazdan yoksun bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak gerçek, kalıcı ve içsel bir yatırıma hak ettiği değeri vermemiz gerektiğine dair önemli bir yere işaret ediyor.