Son yıllarda bireysel vakalardan çok, toplumsal bir ruh hâlinden söz eder hale geldik. Sanki yalnızca insanlar değil, toplumsal yapı da regüle olamıyor. Toplum, border (sınır) bir davranış örüntüsü gösteriyor.
Borderline kişilik örüntüsünü klinikte nasıl tanırız?
- Siyah-beyaz düşünme
- Hızlıca idealleştirme & bir anda değersizleştirme
- Yoğun ve kontrolsüz öfke
- Terk edilmeye karşı aşırı hassasiyet
- Dürtüsellik
- Kimlik karmaşası
Bugün bu özellikleri bireylerin yanı sıra toplumsal bir yapı olarak da görüyoruz.
Border. Yani; farklılıkla temas edemeyen, gri alanlara tahammülü olmayan, duygusunu düşünceyle regüle edemeyen, engellenmeye toleransı olmayan toplum. Bugün biri ya:
- “Bizden”dir — göklere çıkarılır.
- Ya da “onlardan”dır — linç edilir.
Arası yoktur. Bu yüzden:
- Gruplaşma artar.
- Nefret dili normalleşir.
- Hakaret, aşağılama “ifade özgürlüğü” gibi sunulur.
- Şiddet, duygu boşaltım aracı haline gelir.
Bu, splitting'in (bölme savunmasının) toplumsal versiyonudur.
Peki Suç Toplumu Buradan Nasıl Doğar?
Borderline yapıda suç, çoğu zaman dürtü regülasyonunun çökmesiyle ilişkilidir. Duygu yükselir, düşünce devreden çıkar. Aklına gelenle ortaya koyduğun eylem arasındaki mesafe kısalır. Hatta kaybolur. Bir eylemi ortaya koymak için, anlık olarak “öyle hissetmek” yeterlidir. Yoğun bir “haklılık” inancı vardır. “Haklıysam, yaptığım suç değildir.” Bu noktada suç, ahlaki bir sorun olmaktan çıkar; duygusal boşalım aracına dönüşür. Linç, tehdit, saldırı, hakaret... Hepsi “haklı öfkenin” gölgesinde meşrulaştırılır.
Suç Bireysel midir, Toplumsal mı?
Suç elbette bireysel bir eylemdir. Ama suçu mümkün kılan zemin toplumsaldır. Şiddetin ortaya çıkması için:
- Dürtünün düşüncenin önüne geçmesi,
- Öfkenin tutulamaması,
- Sınır kavramının çökmüş olması,
- “Dur” diyebilecek bir iç sesin gelişmemiş olması gerekir.
Bu, klinikte bildiğimiz bir şeydir: Regülasyon gelişmeden ahlak gelişmez. Border toplumda suç normalleşir. Çünkü: “Hissettiğim şey gerçek, dolayısıyla yaptığım şey haklı.” düşüncesi hakimdir. Toplum düzeyinde bu mekanizma çalıştığında:
- Öfke kutsallaşır.
- Şiddet “tepki” diye adlandırılır.
- Suç, “kendini savunma” kılığına girer.
Ve en tehlikelisi: Suç ile duygu arasındaki mesafe kapanır. Artık düşünme yoktur. Artık sonuç yoktur. Sadece taşan bir duygu vardır. Eğer bir toplumda:
- Öfke bağırarak ifade ediliyorsa,
- Hakaret sıradanlaşmışsa,
- Linç “hak arama” sayılıyorsa,
- Güç, korkutmakla karıştırılıyorsa,
İnsanlar şunu öğrenir: “Güç, kontrol etmek değil; yok etmektir.”
Suç Toplumu Nasıl İnşa Edilir?
Suç, yavaş yavaş meşrulaşır. Önce dil sertleşir. Sonra duygu kabalaşır. Ardından eylem gelir. Border toplumda suç, bir değer ihlali değil, bir duygu boşaltımıdır. Ve bu yüzden suç yaşı düşer.
Peki çözüm ne olabilir?
1. Sınır kavramını yeniden inşa etmek
Border toplumun temel problemi şudur: “Ne hissediyorsam, yapabilirim.” Oysa sağlıklı yapı şunu söyler: “Her hissimi eyleme dökemem.” Toplumda sınır dediğimiz şey:
- Hukuk
- Etik
- Empati
- Kendini durdurabilme kapasitesi ile sağlanır.
Sınır yoksa suç artar. Sınır içselleştirilmelidir.
2. Dilin sertliğini fark etmek ve nefret dilini eleştiri adı altında normalize etmemek
Toplum, önce diliyle bozulur.
- Hakaret sıradanlaşır.
- Aşağılama mizah olur.
- Şiddet dili “gerçekçilik” diye sunulur.
Oysa dil:
- Duygunun provasıdır.
- Eylemin öncülüdür.
Bugün söylediğimiz, yarın yaptığımız şeye dönüşür.
3. “Haklıyım” yerine “Sorumluyum” diyebilmek
Border toplum “haklılık” üzerinden çalışır. Sağlıklı toplum ise sorumluluk üzerinden.
- Haklı olmak eylemi serbest kılar
- Sorumlu olmak eylemi sınırlar
Bu geçiş olmadan, suç azalmaz, şiddet düşmez, linç bitmez.