Mutlaka denk gelmişsinizdir. Son zamanlarda herkes sınır koymaktan bahseder oldu.
Onunla bazı konularda anlaşamıyor musun? - Sınır koy. Sana ters gelecek bir şey mi söyledi? - Sınır koy. Hayat tarzı sana hitap etmiyor mu? - Sınır koy. Senden bir şeyler mi talep ediyor? - Sınır koy.
Biz duygularını yoğun yaşayan bir topluluğuz. Sakince, rasyonel kararlar vermek bizim için zordur. Uçlarda tepkiler verme eğilimimiz oldukça fazla. Bir şeyi kolayca tanrısallaştırıp, daha da kolayca şeytanlaştırabiliriz.
Terapide sınır koyma meselesini çalışırken dikkatimi çeken şeylerden biri de, tam da bu “uçlarda davranma” meselesi oluyor. Bazı kişiler, hayatlarında fazla taviz verdiklerini, kendilerini çokça feda ettiklerini fark ettikleri anda yoğun bir öfke hissedip bu sefer de tam tersi istikamete gidiyorlar. Yani sertçe, öfkeyle, toleranssızlıkla birlikte, her şeye “evet”dedikleri yerden bu sefer de her şeye “hayır” dedikleri diğer uca sürükleniyorlar.
Örselenmiş kimliklerini bu şekilde davranarak iyileştirmeye, geçmiş hatalarını bir an önce en kestirme yoldan telafi etmeye çalışıyorlar.
Fakat, sağlıklı sınırlar ne yazık ki böyle koyulmuyor.
Her şeye “evet” diyen kişiyle, her şeye “hayır” diyen kişi, aslında çok benzer bir dertten muzdarip. İkisinin de değerli olmakla, sevilmekle ilgili inançlarını gözden geçirmesi ve ilk önce kendisiyle yeni bir ilişki kurması gerekiyor.
İlişkilerinde kendini feda ettiğini fark eden kişinin, önce sükunetle bu davranışı neden geliştirdiğini, neden sürdürdüğünü, ilişkilerini neden böyle bir dinamik üzerine kurduğunu analiz etmesi ve anlaması gerekiyor.
Aksi halde geriye yalnızca, ezbere bir şekilde alınmış “sınır koyma” kararları kalıyor.