Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler, birer yetişkin olmalarına rağmen çoğu zaman duygusal bakıma ihtiyaç duyarlar. Bu bakım ihtiyaçlarını karşılamak için de, çocuklarının birer yetişkin olmasını dahi beklemezler. Çocuklarına tüm sorunlarını anlatır, karı-koca problemlerini çözmesi için çocuklarını hakem ilan eder, onları boylarından ve duygusal kapasitelerinden çok daha büyük meselelerin içine çekiverirler. Çocuk, artık ebeveyninin iyi hissetmesini kendi görevi gibi görmeye başlar. Hatta bu görevi o kadar benimser ki, büyüdükten sonraki ilişkilerinde de herkesin “problem çözücüsü” olmaya devam eder. İnsan ilişkilerine dair bildiği en temel bilgi budur: Kendini feda etmek. Olgunlaşmamış ebeveyne sahip çocuk büyüyüp yetişkin olduğunda ve artık anne-babasından ayrı bir hayat kurduğunda, çocukluğundan beri süregelen “çocuk ebeveyn”görevi sekteye uğramaya başlar. Onları ne zaman ziyaret etse ya da telefonla konuşsa, anne-baba devamlı bir sitem halindedir. Adeta duygularını düzenleme becerisi olmayan çocuklar gibi sıklıkla duygusal krizler geçirir, kelimelerini kontrol edemez, yalnızca kendilerinden bahseder, çocuklarını duygusal bir kapana kıstırırlar. Söyledikleri her şey, doğrudan ya da dolaylı olarak, ne kadar yardıma muhtaç olduklarına ve çocuklarının bakımına ne kadar ihtiyaç duyduklarına çıkar. Ve bu sebeplerle de çocukları ebeveynleriyle kurdukları iletişimden sıklıkla oldukça yorgun, suçlu ve utanç hissederek ayrılırlar.