Çocukların sağlıklı sınırlara ihtiyaçları var. Bu, aslında yetişkinlik hayatımızda da bizimle kalacak en önemli becerilerden bir tanesi.
Sağlıklı sınırlar, çocuklara bu dünyada yalnız olmadıklarını, her şeyi her an sınırsızca yapmaya haklarının olmadığını, etraflarındaki kaynakların sonsuz olmadığını, savrulmamayı ve daha pek çok şeyi öğretir.
Bir çocuğun bu sınırları kendi kendine koymasını beklemek gerçekçi değildir. Çocuk doğası gereği dürtüsel, egosantrik ve spontandır. Bu sebeple onun zihin dünyasında “kendiliğinden” bir şekilde “bu davranışım benim için / senin için zararlı olabilir, en iyisi bunu yapmayayım.” bilgisi bulunmayacaktır. Çocuğun davranışlarının sonuçlarını muhakeme edecek bilişsel becerileri bir yetişkininki kadar gelişmiş değildir. Bu sebeple bu anlamda yol gösterici olması gereken kişiler, ebeveynlerdir.
Sınırlar konusu söz konusu olduğunda ebeveynlerden “Biz çocuğumuzu kısıtlamıyoruz!” gibi bir tepkiyle sıklıkla karşılaşırız. Ancak sınırlar, baskı ya da kısıtlama amacıyla konulmaz. Sınırlar, koruyucudur, sorumluluk almayı teşvik eder ve sanılanın aksine aslında kişiyi özgürleştirir. Ebeveynin amacı, bütün bahçelere sahip, oradan oraya savrulan bir çocuk yetiştirmek değil; kendi bahçesinde güvenle oyunlar kurabilen bir çocuk yetiştirmek olmalıdır. Böylelikle çocuk, kendi ihtiyaçlarını fark edip bunları daha güvenli şekilde karşılarken, bir başkasınınkine saygı duymayı da öğreneceklerdir.
Dolayısıyla sınırlar, birer baskı değil; iletişim ve koruma araçlarıdır. Sağlıklı ve şefkatli şekilde konulmuş sınırlar, çocuğa rehberlik eder, hayatı ve ilişkileri öğretir ve güvende tutar.